mavi seçki okyanus medcezir biyografi kitaplık özel dosya 7.sanat forum
Dostoyevski’de İnsan
Stefan Zwieg

   ...
   
   Büyük bir Fransız, Dostoyevski’nin dünyasını, içerisinde sinir hastalarının yaşadığı bir hastaneye benzetmiştir. Gerçektende, önce çok garip bir çevre çıkar karşımıza. Pis pis içki kokan meyhaneler, hapishane hücreleri, kenar mahallerin sefalet yuvaları, genelevlerin, pis ve sefil meskenlerin yer aldığı mahaller... Ve Rembrandt’a has bir gölge ve ışık oyunu içerisinde karmakarışık, kendinden geçmiş bir sürü insan yüzü: Kurbanın kanına bulanmış ellerini göğe doğru kaldıran katil, etrafındakilerin maskarası olan sarhoş, sokağın yarı karanlığı içerisindeki solgun benizli kız, bir caddenin köşesinde dilenen saralı çocuk, Sibirya’nın Katorga’sında yedi kişinin canına kıymış olan cani, hempalarının pençesine düşmüş kumarbaz, karısının kilitli kapısı arkasında bir hayvan gibi dört dönen Rogojin, kirli, rahatsız yatağında can çekişen namuslu hırsız... Nasıl bir duygu ve tutku cehennemi, ne içler acısı bir insanlık, bu yaratıkların üzerinde yükselen bu Rus göğü ne kadar basık, ne kadar loş, ne kadar bulanık; ne karanlık kalpler, ne kasvetli manzaralar! Felaket ülkesinden, umutsuzluk çölünden, merhamet ve adaletin bulunmadığı bir Araf’tan başka bir şey değil bunlar.
   
   Bu Rus dünyası bize ilk bakışta karanlık, karışık, yabancı ve düşman bir çevre olarak görünmektedir; aşırı bir ıstırap vardır orada ve bu dünya, İvan Karamazov’un korkunç deyimiyle en derin tabakalarına kadar gözyaşları ile sulanmıştır. Şu var ki Dostoyevski nasıl ilk bakışta kaba saba, renksiz, çökmüş beli bükülmüş bir insan olarak görünüyorsa, ama daha sonra alnının parlaklığı o bayağı çizgileri nasıl aydınlatıyorsa ve inanç bu yüzdeki derin anlamı nasıl ışığa çıkarıyorsa, aynı şekilde eserinde de manevi bir ışık cansız maddeyi aydınlatmaktadır.
   
   Dostoyevski’nin dünyası yalnızca bir acı, bir ıstırap dünyası imiş gibi görünmektedir; bununla birlikte, kahramanlarından her birinin çektiği acı, öteki roman kahramanlarınınkinden yalnızca görünüşte daha fazladır; çünkü Dostoyevski’nin yaratıkları duygularını başka bir biçime sokmakta ve karşıtlıklardan karşıtlıklara gidecek şekilde onları abartmakta, büyütmektedirler; çektikleri ıstırap onların en derin mutluluğudur. Şehvete, yaşama zevkine karşı çıkan bir şeyler vardır onlarda: Acı çekmekten duyulan şehvet ile kendi kendine azap vermekten duyulan zevk... Sımsıkı yapışırlar bu zevke; onu bağırlarına basarlar ve bütün kalpleriyle ona bağlanırlar. Acılarına bu derece kuvvetle bağlanmamış olsalardı, acı çekmekten zevk duymasalardı yeryüzündeki sefil yaratıkların en düşkünü olurlardı. Duyguların bir halden başka bir hale bu çılgınca geçişini, Dostoyevski’nin kahramanlarının değerler düzenini bu şekilde hiç durmadan tersine çevirişini anlayabilmek için, çeşitli biçimler aylında binlerce defa tekrar tekrar ortaya çıkan bir örneği göz önünde bulundurmak yeter: Istırap her zaman gerçek veya hayali bir küçük düşme, hor görülme durumundan sonra ortaya çıkmaktadır. Basit, duygulu, bir yaratık, küçük bir memur, bir general kızı, rastgele söylenen bir sözle, bazen düşünmeden söylenmiş budalaca bir sözle incinir, kırılır, kendini küçük düşmüş hisseder. Başlangıçtaki bu gücenme duygusu, bütün organizmayı sarsan bir ilk tepkiden başka bir şey değildir; insan acı çekmektedir; sinirleri gerilmiştir ve yeni bir hakarete uğramayı beklemektedir; gerçekten de yeniden hor görülür, hakaret uğrar; böylece, çektiği acılar çoğalır, birikir. Ama ne tuhaf şey! Hor görülen insan artık acı çekmemektedir; gerçi haykırıp sızlanmaktadır, ne var ki, şikayetleri ve sızlanmaları artık samimi değildir; uğradığı hakareti sevmektedir. Bu şekilde “utanç veren durumun sürekli bir bilincine varmış olmanın temelinde gizli, anormal bir zevk vardır”. Kırılmış, yaralanmış gururunun yerini bir ıstırap kahramanının gurur almaktadır. Yeni yeni incinmelere, yaralanmalara duyulan bir özlem ortaya çıkmakta ve gittikçe kuvvetlenmektedir; o bunu arttırmakta, tahrik etmektedir; onu hor görmüşler, ona hakaret etmişlerdir; ama o ölçüsüz insan tam anlamıyla boyun eğmektedir; ıstırap çekmeyi özlemekte, ıstıraptan haz duymaktadır. Istırabına yapışıp kalmaktadır; kendisine yardım etmeye kalkan her insan bundan böyle onun düşmanıdır...
   
   (...)
   
   
   Stefan Zweig, Üç Büyük Usta, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ağustos 2000


Raskolnikov’un Suç İşlemesiDar Mekânda Sıkıntılı Hayatlar





düşLE arşivinden "61. Sayı / Ekim 2006" içeriğini görmektesiniz. Son sayıyı görmek için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.
deniz
balıkçı detaylı arama eski sayılar üye denetim sss künye iletişim