mavi seçki okyanus medcezir biyografi kitaplık özel dosya 7.sanat forum
Yergisel Bir Saldırı: Ecinniler
Klaus Stadtke
Rus Anarşizmine Yönelik Yergisel Bir Saldırı: Ecinniler
   
   ...
   
   Yazarın sağlığında yayımlanmamış olan ve 1921 yılında adeta yeniden keşfedilen Tihon’da ya da daha çok Stavrogin’in İtirafları diye bilinen bölüm kısaca ele alınmazsa, romanın analizi eksik kalacaktır. Bu bölümün Moskova’da, edebi bir olaya dönüşen ilk kez kamuya okunuşunu dinleyicilerden biri şöyle anlatmaktadır: “Nikita Bulvarındaki ‘Basın Evi’nin toplantı salonu. Bir duyuru: Stavrogin’in İtirafları. Konuşmacı: Brodskiy; okuyucu: Sanatçılar Tiyatrosu oyuncularından Leonidov. Daha saat yedide kapının önünden oluşan uzun bir kuyruk. Kapının açılmasını bekleyiş. Ardından salonda bekleyiş. Nihayet saat ona geldiğinde Bakunin’in itiraflarının yayımcısı V. Polonskiy, konuşmacı Brodskiy ve Leonidov sahnede yerlerini aldılar. Salon kızlı erkekli gençlerle dolu, aralarda daha yaşlılar da göze çarpıyor. Locaların birinde Steklov, kuliste Litovskiy, Biryusov... Brodskiy dahinin, el yazmasının sayfalarına sinmiş ürkütücü soluğundan söz ediyor... Sinirleri kopacak gibi gergin...”
   
   20. yüzyılın başlarında biçimlenen Dostoyevski imgesi etkisini açık seçik duyuran böyle bir ortamda okunan bölüm, dinleyicilerde hayal kırıklığı yaratmıştır. Devrimden sonraki bu ilk yıllarda, edebiyat olaylarını büyük bir dikkatle izleyen dinleyiciler daha fazlasını, belki de yazarın tüm yapıtları için bir anahtar yerine geçecek şeyleri beklemişlerdi. Ne var ki metin pek öyle şaşkınlık uyandıracak açıklamalarda bulunmuyordu. Stavrogin’in İtirafları 2. kitabın 8. ve 9. bölümleri arasında rahatlıkla yer alabilirdi. Stavrogin, Pyotr Verhovenski’nin kuracağı toplumda ona sunduğu çar modeli rolünü geri çevirerek ertesi gün kent yakınlarındaki bir manastıra çekilmiş olan piskopos Tihon’u görmeye gitmektedir. Verhovenski’nin ayartıcı teklifine, Stavrogin bir itirafta bulunarak kendini feda etme önerisiyle karşılık vermektedir.
   
   Bu bölüm romanın görünüşteki konusu için pek önem taşımamaktadır. Metreşa olayı Stavrogin’in başından, romandaki olaylardan önceki günlerde geçmekte ve piskopos Tihon’dan bir ara Şatov kısaca söz etmektedir. İtiraflar’la roman arasındaki içsel bağ sadece, Tihon’a kendi bilinç yapısını betimleyen ve Petersburg’da kaldığı günlerden bu yana kendisini rahatsız eden vicdan azabını sezdiren Stavrogin’in kişiliği ile açıklığa kavuşmaktadır. Tihon, Stavrogin tarafından işlenen suçun korkunçluğunu onaylamaktadır: “küçük bir çocuğa yapılandan daha büyük ve çirkin bir suç olamaz...” Bu sınırın aşılmasından sonra, görünüşe göre Stavrogin için tekrar kendine ve topluma dönme olanağı kalmamıştır artık. Sividrigaylov’un yazgısıyla olan benzerlikler gitgide kaçınılmaz bir hale gelmektedir. Stavrogin’in başından geçenler İtiraflar’ın merkezi durumuna getirilse, o zaman zorunlu olarak ortaya iki soru çıkmaktadır: söz konusu olan işlenmiş bir suçun psikanalitik yönden araştırılması mıdır, yoksa bu suç sadece “Suç ve Ceza” konusunda felsefi-metafizik bir diyalog için bir çıkış noktası mı oluşturmaktadır? Bu sorunlar her iki yönde de araştırılmıştır. Örneğin Evnin, çözümü hâlâ romanın ‘düşüncel dayanağı’ olarak dinle tanrıtanımazlık arasındaki felsefi çatışmada aramaktadır. Oysa bu yerini bulmayan basitleştirmeye yapıtın ve de İtiraflar’ın toplam yapısının çerçevesi gereksiz yere daraltılmaktadır. Gerçekte ise bağlamlar çok da karmaşıktırlar...
   
   (...)
   
   
   Böylece bir roman tasarısından “Büyük Bir Günahkarın Yaşamı” kalmış olan Tihon’da bölümü Dostoyevski’nin asıl amacını açığa vurmaktadır. Romanla İtiraflar, çağın imgesiyle mesel arasındaki karşılıklı ilişkiler, romanın önemine ilişkin kimi temel ilkeleri görebilme olanağını sağlamaktadır: Dostoyevski’ye göre varolan toplum yapısıyla bunun sahte-sosyalist bir devimle ortadan kaldırılması, ahlaki nihilizm, mülkiyet hırsı ve halkın sessizce çektiği acılara, ahlak kurallarına karşı gösterilen ilgisizlik ilkesine dayanmaktadır. Bu düzenin ortadan kaldırılması ise, ancak bireylerin ruh yönünden yenileşmelerine ve çığırından çıkmış bir çağda, geleceğin uyumlu dünyasına ilişkin bir düşünceyi korumak için, tutkuyla çaba göstermelerine bağlıdır. Bütün bunlar hem Altın Çağ Antik ruhunun hem de yeryüzü cennetine ilişkin Hıristiyan tasarımlarının kapsamına girebilmektedir. Her iki durumda da mitolojik bir imge edebi eğretilemeye dönüşmektedir. Dostoyevski tasarladığı ütopyasında pratik dönüşümleri amaçlayan toplum kuramlarından bilinçli olarak kaçınsa bile, yine de hem yeryüzünde uyumlu bir toplumu onaylarken, hem de bu toplumun Hıristiyan ya da tanrıtanımaz niteliğini kendi kendine sorarken, ütopyacıların düşünce dünyasıyla olan gizli bağını açığa vurmaktadır. Gülünç Adamın Rüyası’nda ütopyacı kuramların korunuşunu estetiksel bir imge içinde, hatta yöntemsel bir ilke olarak formüle etmektedir:
   
   “İnsanların yeryüzünde yaşama yetilerini yitirmeden güzel ve mutlu olabileceklerini gördüm ve biliyorum... Ben gerçeği gördüm... Ve onun canlı hayali ruhumu ebediyen doldurdu. Şu var ki, cennetin nasıl kurulması gerektiğini bilmiyorum, çünkü bunu sözcüklerle anlatamam. Gördüğüm rüyadan sonra sözcükleri yitirdim.”


Dostoyevski'de Suje ve Sanatsal YöntemDostoyevski’nin Sanatsal Düşüncesi





düşLE arşivinden "61. Sayı / Ekim 2006" içeriğini görmektesiniz. Son sayıyı görmek için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.
deniz
balıkçı detaylı arama eski sayılar üye denetim sss künye iletişim